Blogger Template by Blogcrowds.

Müzük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Argentum

Başkentinin adı, Güzel Havalar. Adını gümüşün Latince halinden, Argentum'dan alan bir ülkedir orası, Arjantin. İspanyollar, Siera de la Plata efsanesi yaratacak kadar düşkündür gümüşe o topraklara ilk ayak basıp damarlarını kesmeden önce de.*

Tuhaf bir kıtaya dönmüştür Güney Amerika. Afrika'dan getirilen köleler, Latinlerin, Amerika: Acı Vatan, hesabı yola koyulanları, Portekizliler, İspanyollar, köleler, insanlar, insan yerine konmayan insanlar, insanlar... 

Kültürel bir karışımın oturması, çok uzun asırlar ister belki de, ama orası farklıdır biraz. Portekizlilerin Afrikalı kölelerden olma çocukları, Ronaldinho'nun, Pele'nin atası oldular, Bolivya doğdu, Peru doğdu, Brezilya doğdu...

Ama adını gümüşten alan bir devlet daha doğdu. Üzerindeki yerelliğin dümdüz edildiği topraklar... Gelenlerin kültürüyle beslenirken yeniden, onları da beslediler. Bir yere gidildiğinde, asla iyilik götürmez milletler. Almak için gelirler, geride enkazlarını bırakır ve giderler. Enkaz dirilir, ancak belini bir türlü doğrultamaz. Kültürü de enkazdan doğar.


Tangonun izbe meyhanelerden, kerhanelerden çıkışı da bundandır. Sadece almaya gelenlerin uğradığı limanların, yolların kenarlarında doğar. Her zaman aşkı kılıf olarak kullanmamız gibi, bahsedildiğinde aşk ve tutku ile kılıflanan tangonun çıkışı, daha özdür, daha içgüdüseldir, daha yalındır. Avrupalıların sadece el ve omuz temasıyla yaptığı danslara inat, her uzuvla karşıdakine dolanılan bir dans çıkmıştır oradan. Bir dans varsa, elbet ki müziği de, ritmi de olmalıdır.

Ruhu öldürülmüş bu topraklar, kendine enkazlardan parçalar dikerek, yamalı bohça bir ruh oluşturur ilk başta. Dünyanın bu itilip kakılan bölgesi, tıpkı kendi gibi bir enstrumana kucak açar. Almanya'da ortaya çıkıp, yalnızca cenaze merasimlerinde kilise orgunu taklit eden ve itilip kakılan bandoneon.

Piazzollaların Astor Efendi ve bandoneonu
Doğduğu gümüşlü şehirden iki yaşında ayrılır babasıyla Piazzollaların Astor. Dünyanın yeni merkezindedir, New York. Babası berberdir, saç kesimlerinde makası bizim berberler gibi ritmik şaklatır mıydı bilinmez ama, küçük Astor'un eline bandoneon geçmiştir bir kere. Dünyanın bu çalması en zor enstrumanını memleket hasretiyle, belki de kan çekmiştir, eline alarak New York sokaklarında fink atarken, yanında ip atlayan, antreman yapan, kendinden büyükleri dövmekle övünen Rocky Marciano vardır. Belki de ikisinin de ileride dünyanın zirvesinde yer alacak olmaları, ritm-i hayatı beraber keşfetmiş olmalarındandır. Kalan tüm ritmsiz arkadaşları o kadar azılıdırlar ki, çoğu Alcatraz'da yitip gider.

Piazzollaların Astor'un çocukluk arkadaşı Marcianoların Rocky , Stallonelerin Sylvester'a ilham vermiştir.
Gel zaman git zaman, bandoneonu öyle bir öttürmüştür, Arjantin bozkırlarından öyle tango bozlakları çalmaya başlamıştır ki Astor, efsanevi bir bestecinin bu melodileri kilometrelerce öteden duyduğu anlatılır: Carlos Gardel.

Astor Paris'te
Arjantin'in tüm zenginliklerini sömüre sömüre semiren Avrupa, bu genç yeteneği de anında kendi saflarına katar Gardel sayesinde. Piazzollaların Astor, demir iskeletin altında şarap içerken, bir yandan müziğin her halini öğrenmeye başlar. Ama memleket hasreti onu sarmalamıştır bir kere. Hatırlamak için günlerce uğraşıp hatırlayamadığı Gümüş ülkeye döner. Artık Güzel Havalar şehrindedir.

Çok yer gezmiş, çok ustayla çalışmış, yeri gelmiş düğünlerde hatun keserken artistik hareketlere girişmiş, ancak eline aldığı tangoda gerçek bir müzikal devrim yapmıştır Piazzollaların Astor: Nuevo Tango.

Vivaldi'ye Nazire olarak dört Porteno yazmış, kimbilir hangi kadın terk edince Oblivion'u ağlamış, babasının ardından Adios Nonino ile yas tutmuş ve dünya üzerindeki gelmiş geçmiş en muhteşem yapıt olan Libertango'yu yaratmış...

Sadece Libertango 600 kadar albümde yer bulur.

92'de, Güzel Havalar şehrinde ölür.





Ek: Carlos Gardel ve efsanevi bestesi Por una Cabeza ve Libertango'nun Grace Jones halini evvelden yazmış idim. Aslında Piazzolların Astor dayı için, doğum gününden sekiz gün sonrasına denk gelen bugün 30 sayfa yazılır da, üşengeçlik azizim, üşengeçlik.

* Latin Amerika'nın Kesik Damarları - Eduardo Galeano





barrios'un la catedral'i

   zamanında çalmak adına, oldukça fazla efor sarfettiğim agustin pio barrios mangore'ye ait bu üç bölümlük eseri, şimdi çizgileri de dahil olmak üzere, el ile notaya almaya efor sarf ediyorum.
bu bana inanılmaz bir heyecan, mutluluk ve keyif veriyor...






ve onu en iyi yorumlayandan, john williams'tan:


      Geçenlerde bir trailer izledim: Tinker Tailor Soldier Spy.  İçimde yaşayan bir müzik organı var. Özerk kişiliklidir, kendine ait bilinci vardır; bu bilinç, ısrarla bu trailer'daki müziği anımsadığını söylüyordu bana.

  Bugün de oturdum, Cumartesi Gecesi film keyfimde, X Men: First Class'ı bir de evde "1080 izleyelim bakalım", dedim. Evet evet... Eric, Arjantin'de barda çılgın atarken çalıyordu bu: Frankenstein's Monster...


                Mevzunun Mobayl Fon ile bağlantısı ne ola ki acaba sayın selfonperverler? 

                                                                   Olayı şu: Yıllardır, ki çok uzun yıllar oldu bu, ilk mp3 çalarlı telefonumdan beri, hep aynı müziği, yani pürneşe, dolu dolu Bach, dolu dolu Jazz olan Mobayl fon meyn teğm müziğimi, yani BWV 1060 Allegro, Güher - Süher Pekinel'in çaldığı, Jacques Loussier'in aranje ettiği enfes düzenlemeyi, bu sıradan ancak gaz müzik ile değiştirmiş bulunmaktayım... Değiştirmeden evvel, kırpma, kesme, biçme ve montajlama da yaptım tabii ki.


İsme bakın isme: Frankenstein's Monster.


                 Hala Frankenstein'i yaratığın adı zannedenleriniz varsa, bir zahmet, gitsin kendini bir köşede... 


                      Herneyse, toplama ve çıkma beşerevladı parçalarından kolajlama bir yaratığın müziği de, pek şık durur artık...

Evvela, Ludwig Van Beethoven'ın Moonlight Sonata eseri hakkında zamanında ekşi'de şöyle yazmışım:
hikayesi konusunda değişik şeyler öne sürülse de gerçek, ismini beethoven ın koymadığıdır. bazı yerlerde moonlite sonataolarak da geçer.
eser, üç bölüm .
birincisi olan adagio sostenuto, sonat formunda yazılmıştır. şöyle uzaktan notalara baksanız sanki arpej egzersizi gibi durmaktadır. lakin dinleyince basit bir şeyin nelere kadir olduğu görülür. özellikle klasik gitaristlerin de sevdikleri bir bölümdür, çok rahat gitarda icra edilebilir. piyanonun yerini tutar mı, kişisel görüşe girer, bence tutmaz.
birinci bölümün etkileyemeyeceği insan var mıdır dünyada?...
ikinci bölüm allegretto , minüet formunda d bemol majör tonda yazılmıştır. biraz daha neşeli bir iştir. ilk bölümün arkasından pek de böyle birşey çıkmasına klasik müzik dinlemeyenler pek bir şaşırabilir.
üçüncü ve bana göre en muhteşem olan presto agitato ise, gene sonattır lakin nedir bu denilebilir rahatlıkla 2. den sonra, insan iyice afallar , nooluyoruz ulen?. agresif bir müziktir biraz da.. aslında bariz agresiftir.

üçünü art arda dinlemek, insanda çok karmaşık hisler oluşturabilir. önce ağır, hüzünlü, etkileyici bir 6 dakika geçirilir. bulutlar kaplamıştır her yanı, serin havadır, sonra 2-3 dakika biraz güneş açar, arkasından 7 dakika bir fırtına başlar ki bitmek bilmez, bitsin de denmez. netekim insanlarda oluşturduğu hisler de gördüğünüz üzere hep bu tarz şeylerdir.
lakin özellikle presto agitato bölümü,ayrıdır, apayrıdır.

Lakin hep birinci bölümü bu eserin gitarla icra edilir, bu deliler, en zorunu yapmışlar...
Bir sözüm de bu deliler, California Guitar Trio için, bunlar 15 kadar yıldır çok iyi yapıyorlar bu işleri. Ben 10 yıl kadar bir süredir dinler ve takip ederim bu herifleri. Ayrıca bonus olarak, Johan Sebastian Bach'ın Tocatta and Fugue Performanslarının videosunu da ekliyorum.


Ricardo Moyano



Yukarıda benim cesametim yanında biraz ufak kalan Ricardo Moyano, tek kelimelik sıfatların anlatmaya yetmediği, ben diyim 100 sen de 1500 konservatuardan geçmiş(6), barok'tan caza kadar herşeyi çalışmış, Arjantinli, Sibel isimli İzmir Karşıyakalı bir Türk ile evli ki Sibel isimli armoniklerle açılan eseri şahanedir, aşmış bitirmiş falan filan işte.



Hakkında konuşamıyorum. gitarı tutuşu ile baştan farkını ortaya koyar. Türkiye'ye gelmiş ama biz kaçırmışız diyim, hala da sıklıkla uğrar. Her konserine gittiğim, gitarlarımın her yanı imzaları ve karikatürleri ile dolu olan bu adam, yanına gittiğinizde, yarım yamalak Türkçesi, mütevazi tavırlarıyla, değil gönülleri fethetmek adına 14 katlı tapınak inşaa edilmesi gereken bir karakter çizer. özellikle yaşayan en büyük gitar bestecisi denilen, Avrupa'nın ilk klasik gitar orkestrasının kurucusu, ünlü Milonga eseriyle tanınan Jorge Cardoso ile verdikleri bir konserde(2004- Mayıs -İzmir) paldır küldür kulise dalmam ve ikisine de pişmiş kelle gibi sırıtmam adamları keyiflendirmiş, Ricado'nun da tercümanlığıyla çok eğlenceli dakikalar yaşatmıştı, bi düşünün, adamların gitarlarına baktım, aldım elime çaldım! Yüzsüzlüğe bak! ne cüretse... bahsettiklerim dünyanın heryerinde kırmızı halıyla karşılanan müzisyenler...

Ricardo ufak tefektir, ama gitara inanılmaz hakimdir. Yumulur gitara... çalar çalar ve "bizim köyde bunu çalamayanı adamdan saymazlar, kız vermezler", der sırıtarak. ...ehem, ....ney?

Tam bir Aşık Veysel ve THM hastasıdır da. gitarda olmayan ara sesleri, gerek akort düzeni, gerek telleri çekerek elde eder ve hiçbirini aynı çalmaz, her çalışında illa ki inanılmaz doğaçlamalar yapar.

bir-iki video da kendim çalıp çekecem bu adamın düzenlemelerinden...

baba , büyüksün.

(eski blogdan, Manha De Carnival için)

      Müzük üzerine eğilmiş, yanım, diğer yanlarıma oranla daha da eğik olduğu için, filmlerdeki şarkılardan da bir seçki yapayım dedim kendime göre...

Batman Returns - 1992: Face To Face - Siouxsie And The Banshees

Videoda 48. saniyede başlayan Face to Face, bir filmdeki karakterler ile en iyi örtüşen şarkılardan biridir benim gözümde. Neden? Tim Burton'ı çoğu kişi gibi, yarattığı atmosfer yüzünden sevmem. Hatta o açıdan kıl olduğum bir yanı da vardır. Lakin burdaki gibi anlatımları daha çok hoşuma gider. Maskeli baloya, maskesiz gelen Catwoman ve Batman, namları diğer, Selena ve Bruce Wayne burada bize gösterir ki, gerçek kimlikleri Catwoman ve  Batman'dir. Maskeli baloda maskesiz gezmelerinin sebebi, aslında normal, günlük hallerinin, maskeli halleri oluşudur. Normal hayatları maskeleridir. Bunu da Face to Face eşliğinde çok iyi bir biçimde idrak ederiz.


Frantic - 1988: I've Seen That Face Before - Grace Jones

Roman Polanski'nin bu pek de içaçıcı olmayan filminde, tabiri caiz ise çılgın atan şarkıcı Grace Jones'u, yeryüzünün gelmiş geçmiş en mükemmel parçası olan Astor Piazzolla'nın Libertango eserini, dönemin diskolarında zirveye oturtan cover'ı "Strange, I've seen that face before" ile dinliyoruz ve Harrison Ford'a rağmen katlanıyoruz.

Scent of a Woman - 1992: Por Una Cabeza - Carlos Gardel 

Efsane tangolardan, geleneksel tangonun şarkının da adındaki gibi, bir at kafası önde giden adamın olan Carlos Gardel'in Por Una Cabeza'sı eşliğinde Al Pacino. Klasikleşmiş bir sahne. Aynı eserde, Jim Cameron'ın True Lies filminde Arnold The Governator Schwarzenegger de iki kez tango yapmıştır. Şarkının sözleri de vardır, ancak burada enstrumantel  hali kullanılmıştır.

Moulin Rouge - 2001: El Tango De Roxanne - Jacek Koman, Ewan McGregor, Jose Feliciano

Özellikle Chicago'daki Cellblock Tango saçmalığı çıkınca, değeri birkaç yüz misli daha çok artan eser. Police dönemlerinden kalma bir şeyin, nasıl birkaç gömlek yukarı alınabileceğini gösteren ve müzikal olması nedeniyle de, görsellikte tavana vuran, aynı zamanda Jose Feliciano gibi bir varlığın gitarını arada duymamızı sağlayan şahane eser. Daha ne demek lazım. İzle ve dinle...


Aslında daha çok var, ama kiminin görüntüsünü bulamadım, kimisi ile uğraşmak istemedim. Ayrıca yazıyı da videolarla şişirmek istemedim. İlerde belki devam ederim. 

Hörmetlerimle...

Lengeli Fötür...

Malaguena...

       İbne karakterli bir arkadaş dedi ki, "ulan o kadar yazıyorsun şöyle çalarım, böyle çalarım, hala bir halt göremedik..." Gece canım sıkılacak ve o zaman bir Malaguena kaydedeceğim, haliyle video üzerinde de oynamadan postalayacağım, ibnetize edecem ulan seni...

J.S. Bach BWV 1060 Allegro

      Gel de şunu çalma şimdi...

      Nigel Kennedy'nin böyle konuştuğunu da bilmiyordum...

Üç Eski Aşka Dönmek

      Dur hemen atlama, romantik yazı çıkmaz benden, döndüm dolaştım, dünya müziğini gezdim, bulaşmadık halt bırakmadım, yine de vardım George Friderick Handel (George Friedrich Haendel), Johan Sebastian Bach ve Astor Piazzolla'nın dizinin dibine yattım...

     Mesudum...

Hörmetlerimle...

Lengeli Fötür...

     Trailerlardan dinlediklerimizin yanında, Aralık 15'te Atlantic Records tarafından satışa da sunulacak Avatar müzikleri listesi açıklandı azizim. James Horner ve Simon Franglen (My Heart Will Go On)  imzası var. Leona Lewis adlı Grammy adaylığı bulunan teyzemiz ise, kapanış şarkısı olan I See You isimli parçayı seslendirmiş...
Sağ cenahta numuneleri vardır.
Liste de şuymuş: 

1. “You Don’t Dream in Cryo…”
2. Jake Enters His Avatar World
3. Pure Spirits of the Forest
4. The Bioluminescence of the Night
5. Becoming One of “The People”
Becoming One With Neytiri
6. Climbing Up – “Iknimaya – The Path to Heaven”
7. Jake’s First Flight
8. Scorched Earth
9. Quaritch
10. The Destruction of “Hometree”
11. Shutting Down Grace’s Lab
12. Gathering All the Na’vi Clans for Battle
13. War
14. I See You (Theme from “Avatar”)

6 Telli


Teo Scharpach - Hayalimdeki model, Ahmet Kanneci kullanır.

      Şimdi bu alet için, 6 telli olmasından mütevellit, "altıpatlar", lafını kullansam kim bana ne diyecek? Bundan sonra böyle, "çektim altıpatları, sıktım notayı." Ölmem, diyen beri gelsin... Alayım neyi var neyi yok elinden!

Celloproject - Libertango

Şu sıralar müzikal cenahımda bir depreşme, bir kıpraşma hissediyorum. Bir klip çekmemi isteseler, herhalde seçeceğim parça, çalacak isimler ve çekeceğim halt aynen böyle olurdu. Şarkıdan yoruma, açılardan sanatçıların hareketlerindeki kurguya, mekan kullanımına, seçimine vs. vs... tek kelimeyle saf, duru ve mükemmel bir çalışma bana kalırsa. Eh çaldıkları da, yeryüzünde bestelenmiş en güzel şey olan Astor Piazzolla'nın Libertango'su olunca, ne diyelim ki şimdi.

Arkadaşım, bu kadar mı parçanın içine girilir, sonra bu kadar mı parça içe çekilir. Aşkın tanımını soruyordunuz, alın, bu adamların yaptığıdır işte. Yemişim gerisini... Daha da Freudyen yorumlara girerdim ama, girmeyim şimdi...

Bak hem kel karizması var adamda. Kelim ya, o bakımdan...

Depreştim bak.



Hörmetlerimle...

Lengeli Fötür...

AP's Oblivion

      Benim 3  klasik gitarla yapacağım naneyi, bu abim viyolonsel ve keman ile yapmış. Aynı adam, tek video.

       Bu alttaki Astor Piazzolla'nın Oblivion eserinin benim 3 gitara adapte ettiğim 2 piyano versiyonu, notaları bu sefer yaptığım gibi el ile yazmayalı 6-7 yıl olmuştur herhalde, onu da dijitale bağladık gerçi ama... Böyle çok da zor olmayan bir eser, ilk etapta işimi kolaylaştıracaktır diye düşünmekteyim... Sonra belki Libertango, Invierno Porteno vs, belli mi olur?

      Coming Soon...

      Hörmetlerimle...

      Sir Lengeli Fötür The Virtuoso...

Önceki Kayıtlar Ana Sayfa