Blogger Template by Blogcrowds.

Avatar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avatar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster




 Avatar'ın CG efektleri üzerine CGSociety'de yayınlanan bu makale, hem bu makaleleri olduğu gibi İngilizce linkleyen sitelerdeki İngilizce bilmeyen vatandaşlar için, hem merak edip, "neler dönmüş Serhat yaaaa", diyenler ancak araştırmaya üşenenler için, hem de, "nerden bileyim lan CGsoşayti falan", diyenler için, kısaca, tüm meraklıları için gelsin. 2 gün önce yayınlanan makaleyi aslında normal şartların etkidiği huyum altında, anında çevirirdim. Ancak kendimi 3D dünyasına Blender üzerinden yerleştirmek için duyduğum haz, hissettiğim gaz ve yaptığım caz yüzünden, "bir pazar akşaaamı, rastlaaadıııım yine", diyerek aklıma gelmesi ve boş zamanlarımın bolluğu bunu yazmama sebep de teşkil etmiştir efendim.

Çevirirkenki yolum, daha evvel aynı siteden - başka yerde - çevirmiş olduğum Benjamin Butt. filmi hakkındaki yazıdaki gibi, birebir yerine, biraz bazı şeyleri detaylandırmak veya gereksiz gördüğüm teferruatı atmaktır. Zira yeminli tercüman değilim, yeminsiz de değilim. Hatta tercüman falan değilim. Alakam da yok, ulan ben biyokimyagerim ne işim var buralarda? Neyse içsel çatışmalarımı dramatik bazı etkiler yaratmak için ilerde yazacağım senaryolara saklayıp ilgili makaleye geçmek gerekir.

Render sonucunu aldığımız zaman, görüntünün gerçekten çok gerçekçi olduğunu düşünmüştük. Ancak gözlüklerinizi taktığınız zaman, gerçekçiliğine daha fazla inanıyorsunuz, çünkü iki gözünüz de ayrı ayrı yüzeylere bakıyor, zira gözleriniz ayrı ayrı görüntüleri görmek için birbirinden yeterli uzaklıkta. -Guy Williams, VFX Süpervizörü.

James Cameron belki bu dünyanın kralı olabilir, ancak o soyut bir cennet olan Pandora'nın tanrısı. Weta Digital Sanatçıları ise onun melekleri., zira 162 dakikalık bu filmin 117 dakikası onlara ait ve dahil edilmeyenleri de saydığınızda 2000'in üzerinde, tam 1832 adet çekimi gerçekleştirdiler.

Weta, içerisinde Na'viler'in bulunduğu her sahnede vardı. (Burada filmin konusundan bahsediliyor, ben pas geçiyorum)

"Öncelikle Avatar Dünyası'na girmek gerekiyordu, bu neredeyse tamamı bilgisayar ile üretilmiş bu filmde bunu sağlayan ana karakter olan Jake Sully'di" -Wayne Stables VFX süpervizörü

Ağaçları, yaprakları, rüzgarda salınan otları, gerçekmiş gibi duran egzotik bitkileri ile gerçekçi bir orman yapmak gerçekten büyük bir vazifeydi. Bunlara bir de tamamen inandırıcı olmak zorunda olan, yüzlerinden hislerini okuyabileceğiniz karakterleri yerleştirmek gerekiyordu.

Ancak onların rengi maviydi. Bu hayatınızı fazla zorlaştırmıyor, zaten stereo ( 3D görüntü vermek amacı) yapmaya karar vermişsiniz. Bu büyük gezegeni göz önüne aldığınız vakit, şelaleler, nehirler ve daha başka bir çok fenomen karşınıza çıkıyor ve dijital efektlerin olanaklarını gözlemlemeye başlıyorsunuz, sonuçta karşımıza orman çıkıyor.

ORMANI İNŞA ETMEK

Ağaçların büyük çoğunluğu elle yapıldı ve zeminin kaplanması için Massive ( Massive Software) kullanıldı. Massive Departmanı'nın başındaki adam olan Jon Allitt, Massive kullanarak bir bitkinin küçük bir beyni varmış gibi, büyümesi gerektiği gibi yerleştirildiğini, kalabalıkta nasıl durabileceğini anlatabildiklerini vurguluyor.

Allitt, Weta'nın sanatçılarına Massive'deki tohumları yerleştirmeleri (programlama) için bir sistem tasarladı. VFX Süpervizörlerinden Eric Saidon'un açıklaması ile:

Gerçekten çok ilginçti. Bir ormanın gerçekten nasıl oluştuğunu gerçek zamanlıymışçasına görüyordunuz ve sadece toprağın üzerinde renkleri boyadığınızda ortaya çıkıyordu. Bu mükemmel çözüm sayesinde, büyük ağaçlar önce büyüyor, ışığı kesip alttaki küçüklerin ölmesine neden oluyor, küçük ağaçlar uygun pozisyonda yaşayabilmek için uğraşıyor ve ışığın düştüğü yerlerdeki bitki sayısında ve çeşitliliğinde artmalar oluyordu.

Bu yöntem sayesinde, istenilen alanda, kolaylıkla yazılımla oynayıp tohumlar üzerinde ve sayısında değişiklikler yapılarak kısa sürede bir bitki örtüsü yaratılabiliyordu. Film üzerinde 3 yıl çalışan, ormanın nasıl yapılacağından başlayıp, ışıklandırma ve render işlemleri ile uğraşan Saindon devam ediyor:

Maya (Autodesk Maya) üzerinde görünümü ortaya çıkarmak için çok zaman harcadık, TD neyin üzerinde çalıştığını görebiliyor ve iletişim hattı üzerinden render işlemlerini yapıp sonucun nereye gideceğini görebiliyorlardı.

Sahnelerimiz için XML işini hallettik. Bunlar, ağaçların konumunu, zeminin kaplamasını ve ormanı meydana getiren her şeyi anlatan çok sayıda sayfadan oluşuyordu. Film hakkındaki dosyaları Cameron'dan aldık, onları XML haline getirdik ve ağaçları modellemeye başladık.

Bir çok modelleme tekniği prosedüreldir. Biz de bir ağaçların büyümesi için bir L-Sistemi yazdık. Bu sayede bitkiler, çok çeşitli varyasyonlarda zemin üzerinde kendini gösterebiliyordu. Bunlar aynı zamanda rigged (harekete hazır) olduğu için her türlü dinamik ve etkileşime hazır da oluyordu.

Sonuç olarak ağaçlar ve bitkiler yaklaşık 2000 kadar varyasyona sahip oldular ve Pandora ormanlarını giydirmeye hazırlandılar.

Dallar yaptılar, o dallardan yeni dallar oluştu, dallar birbirlerine sarıldı, altlardan üstlerden geçtiler, paint efektleri ile yapraklar eklendi, dallar arasındaki sürgünlerin detayları oluşturuldu. Bu yoğun orman, Na’viler ve Avatarlar, yaratıklar, araçlar ve insanlar ile etkileşime girdi. Bu, karakterin temas ettiği bitkiler seçilerek, bununla ilgili scriptin uygulanması sonucu önceden simüle edilmiş sabit bitkilerin dinamik hale getirilmesi ile sağlandı.

Guy Williams diyor ki:

Bu işi yapabilmek için bir seri kafes yaptık. Bu kafesler ayrıca zemine de tutunmaları için parçalar içeriyordu. Ardından bu fazlalıklar RnR adı verilen bir programla kaldırılıyordu. Programın en güzel yanı, her bir bitki için ayrı ayrı kafeslerdeki hiyerarşik eğrileri etkileyebilmesiydi, herhangi bir kuvvetin direkt uygulanmasına izin veriyordu.. Bu sayede rüzgâr estiğinde, helikopter geçtiğinde veya bir patlama meydana geldiğinde bitkiler ona göre etkilenebiliyordu. Ormana hareket kazandırmak için kolay bir yoldu.

BİRAZ ÇÖZÜNÜRLÜK

En basit bitki, yaklaşık 1000 -5000 kadar poligondan oluşuyordu. Bazı yüksek çözünürlüklü bitkiler mesela “fernReKa” gibi, açılmamış hali bile 1,2 milyon poligon içermekteydi. Her yaprağı ayrı ayrı modellendi.

Williams, kısaca şu manaya gelecek bir açıklama yapıyor:

Avatarlar, Na’viler, giysileri ve görünümleri o kadar gerçekçi ve detaylıydı ki, arkadaki ormanı normal şekilde yaptığımızda çok basit kalıyordu, o nedenle ormanda daha çok poligon ve doku gerekmekteydi.

Ardından daha çok detay, konsept art kısmından daha da öteye geçen dokular vs. yapıldı.

KAPLAMA

İlk plan, mavi bir orman yaratmaktı. Işıklar, yansımalar vs. gibi sebeplerden gerçekçi de dursa, sürreal bir hal aldı. Tekrar yeşile döndüler, gökyüzünün mavisinin sarı renk ile yeşile de yanaştırılması gibi detaylarla denge sağlanmış oldu.

Ormanı nihai hale getirmek için Paint Effects kullandılar. Ormanın bu hale getirilmesi ve ilgili işlerle uğraşanların sayısı, çekimi yapan ekibinki kadar vardı. Bu çalışmalar sayesinde orman, gerçek bir orman görüntüsüne sahip oldu.

Her bitki için teker teker çalışıldı, renkleri ve parlaklıkları belirlendi. Uygun kombinasyonlara kafa yoruldu. Uyumun sağlanamadığı noktalarda gerçekten izlenmesi çok zor görüntüler ortaya çıkıyordu.

IŞIKLANDIRMA VE RENDER


Bu ortam nasıl ışıklandırılacaktı? Parlayan bitkiler, ışığın geçirgenliği gölgeler ve devasa bir orman. Bunu geleneksel olarak yapmak bir kâbusa yol açıyordu.

Bir karakter hayal edin, ışıkları ve gölgeleriyle. Şimdi aynısının binlercesinin olduğu bir ormanı hayal edin. Bunun için Yeni Zelanda ormanlarında çekilmiş HDR (High Dynamic Range – yüksek ton aralığına sahip görüntü, fotoğraf vs.) fotoğrafları kullandık.

Alan aydınlatması vs. yaptık, gölgelendirmeleri ve ışığın emilimini hesapladık. Ardından aydınlatmalı HDR görüntüleri kullanarak geniş çevreyi gerçekçi bir görünüme kavuşturduk. Bir sonraki adım render işlemiydi. Birden fazla teknik kullanıldı. Işıklandırma için küresel harmonikler (küresel koordinat temelli) kullanıldı. Bu sayede ışığın geliş yönünü ve bitkileri etkileyişi kolayca ayarlanabildi.

Bir sorun vardı, milyon adet poligon içeren bir ağaç, kameraya yakınken render işlemi kolay oluyordu, ancak uzaklaştığında RenderMan içerisinde çok yer kaplıyor ve işlem çok zorlaşıyordu.

Bunu da kısa yoldan anlatmak gerekirse, ağaçların kısmen görüntüsünü koyarak alt ettiler. Açı değiştikçe, o açıda görünmeyen kısmı atıyorlardı. (fazla tekniğine girmeyelim burada)


UÇUŞAN BÖCEKLER


Hemen her sahnede etrafta uçuşan böcekler vardı. Cameron sordu, “kaç böceğimiz var? Ben sadece 20 kadar görebiliyorum “ Cevap 20.000’di. Cameron güldü, “20.000 böceğimiz var ve 20 kadarı görülüyor. Şunu 60 yapalım,” Boyu milimetre kadar olup dev bir eşekarısına yaklaşan ve 300 feetlik bir alana yayılan 20.000 böcek vardı, bitkilerin arkasında, görülemeyecek kadar uzakta, karanlıkta vs. dağılmış vaziyetteydiler.

Böcek sayısı 60.000’e çıkarıldı, artık 60 kadar böcek görülebiliyordu, şansa render işlemi hemen hiç sorun çıkarmadı.

Yaşanılan tek problem, filmin 3D olması nedeniyle, böceklerin bu algıyı bozmalarıydı. Bunu da kısa yoldan anlatmak gerekirse, derinliği olmayan şeylerin 3D üzerinden render işlemi yapılmadı. Ancak kamera hareket ettiğinde yapılıyordu. Eğer böcekler 3D için render edilmese, daha önceden tamamlansa yerlerinde boşluklar vs gibi izler kalıyordu. Bu sayede, böceklerin render işlemi esnasında tamamlanması ile hareketlerde, kamera açısı değişimlerinde, yeniden ve görüntüye uygun bir biçimde render işlemi yapılıyordu.


2012 gibi bir filmde dünya yıkmak nedir ki, Cameron dünya inşaa ediyor! Sıkleti yetmez, hiç bir filmin sıkleti, Avatar'a yetmez. 

      Yıllarca süren bekleyiş sona erdi... Üzerimde hala Pandora'nın binbir çeşit bitkisinin hayali kokusu ile masamın başına geçtim. Koku, çünkü filmi izlerken, yıllar önce, eski okulumda (Ege Üniversitesi) bulunan herbaryum merkezindeymiş gibi hissettim kendimi, ve koku hafızam canlandı. Ormanın nemini aldığım her nefeste hissettim. Sinema kimileri için biraz olsun kandırılmaktır, kandırılmak için peşinden gideriz. Şu an 4,5 ışık yılı uzaktaki Alfa Centauri A'da, Jüpiter gibi tamamen gazdan oluşmuş, ancak Satürn boyutlarındaki Polyphemus Gezegeni'nin uydusu Pandora'nın varlığına, doğasına ve Na'viler'in yaşadığına dair her türlü yemini edebilirim... Hepsi gerçekti...

      Uzunca bir süre, Avatar hakkındaki en ufak bilginin hep izini sürdüm, son bir kaç haftalık tantanası ile gazlanmış veya wikipedia odaklı bilgiler ile yazılmış bir yazı bulmayacaksınız, bu yazı Avatar'ı uzunca bir süredir bekleyen, hemen her aşamasını takip eden ve yeri geldiğinde çeşitli platformlarda, film için yabancı orijinli haberleri Türkçeleştirip yegane bilgileri ve yorumları derleyip toparlayan bir kişinin yazısıdır. Bu yazı, James Cameron'ı bütün yaptıklarıyla onlarca kez didiklemiş birinin yazısıdır. Bu yazı 1978 yılındaki Xenogenesis'i Miladı alıp, öncesinden de itibaren 2009'daki Avatar'a kadar James Cameron'ın tüm işlerini, tüm karelerini, tüm senaryolarını, yaptığı hemen herşeyi, kendi aldığı eğitimden çok çok daha iyi bilen birinin yazısıdır.  

       
      Bulunduğum il nedeniyle (Kayseri), IMAX 3D olarak izleyememenin, ki Ankara'ya gelse oraya gitme planlarım vardı sırf bunun için, dezavantajı dışında, RealD 3D teknolojisine sahip şanslı az sayıdaki ilden birisi olması nedeniyle, kendimi pek ala şanslı hissedebiliyorum. Cuma günü için ayarlamaları yaptıktan sonra, Perşembe günü öğreniyorum ki, Perşembe 21:30'da bir seans açılmış. Daha önceden sırf Avatar'dan maksimum performansı alabilmek için Final Destination 4 gibi bir çok 3D'yi saçma sapan kullanan filmi izleyerek en güzel yerini keşfettiğim Kayseri Park Cinebonus Sineması 2 numaralı salonda, tam istediğim yerin biletlerini hemen alıyorum ve koltuğuma kuruluyorum. Yanımda kuzenim var, heyecandan sesim titriyor.

      Reklamsız, filmden önce herhangi bir fragman görmeden Hemen 20th Century fox bizi karşılıyor. Bir yıl boyunca adamakıllı bir ses çıkarmayan Fox, asıl kozunu yıl biterken gözümüzün önünde açmaya başlıyor. 9 dakikalık bir ara ile, 161 dakikalık film 170 dakikaya çıkıyor. Çıkıyoruz, dönüş yolu için bir vasıta yok. Hava güzel, "Avatar konuşa konuşa yürüyelim", diyor ve 2 saatlik bir yürüyüş ve çorba molası sonrası 13 Km'lik mesafeyi alıp eve geliyoruz. Avatar konuşuyoruz, yorulmamışız. 

      3 saate yakın sürede neler oldu? Olabildiğince film hakkında bilgi vermemek niyetinde olsam da, senaryoyu da deştiğimde, illa ki olacak.

      Filmden önce filmi izlemeden mantık yürüten tüm işgüzarların konuşmalarına James Cameron hemen, çabuk ve gayet mantıklı bir biçimde bir güzel cevap veriyor. Neden felçli bir asker, neden Avatar yapacak teknoloji var, felçli bir emekli askeri iyi edecek olanı yok, neden neden... Burada bir ara verip teknolojiye geçiş yapıyorum.
 

      TEKNOLOJİ

      Öncelikli hedefim Avatar teknolojisi. Fragman ilk çıktığında hep, "bilgisayar oyunu gibi", "gerçekçi değil, bu muydu övülen Avatar", gibi laflara gark olduk. Oysa demiştim ki, 1080p fragmanlar, size parlaklık, oversharpen bir görüntü ve gerçek kişilerde dahi plastik bir ifade getirir. Hi-Def dediğimiz şey, aslında hay may değil, sadece iyi çözünürlük ve biraz daha iyi renk hadi olmadı zaman zaman fps vermekte. O nedenle, Avatar dahil, hemen hemen bütün filmler, özellikle 1080p de yapay gösterir efektleri. Sinemada, 4:4:4 dijital projektörlerde, polarize gözlüklerle izleyince, tüm bu sesler kesildi. Çünkü işin handikaplarından biri de budur. Bunu hemen çenemize vurma huyunun bir parçası olarak alıyor ve devam ediyoruz teknolojiye.

      Bu filmin getirdiği ilk yenilik, Cameron/Pace Fusion System adı verilen, çift lensli, omuzda taşınabilen, hem optik, hem de eksen odaklama sorununu aşmış 3D kamera.
        
      Bu kameranın gelişim aşamalarına baktığımızda, hep Cameron ile çalışan Vince Pace ve James Cameron adları var. Dakika başına maliyeti ile hala dünyanın en pahalı filmi olan (5M $/min) T2 3D Battle Across Time ile 3D yolculuğuna başlayan ikilinin, nihai ana vardığı nokta olan bu kamera. O filmdeki, toplam 250 kg olan sistem, şu an 14 kg civarına inmiş durumda. ayrıca IMAX 3D sualtı belgesellerini, daha IMAX kameraları elalem doğru düzgün kullanamazken, suyun 3000 metre altında 5-6 yıl evvel çekebilmiş ikili. 

      Tıpkı bilimsel açıdan çok saçma da olsa, Armageddon filminde, astroidden önce gelen minik meteorlar gibi, Cameron/Pace sistemi ile çekilmiş kameraları Final Destination 4 gibi filmlerle daha evvel gözlemlemiştik. Buradan bir sonuç çıkıyor, Cameron bu 3D kamera kullanımında çok ilerlemiş durumda. Yıllarca edindiği tecrübe, onu Avatar'ı diğer 3Dlerin yuvarlandığı algı uçurumuna düşürmüyor. Diğer filmlerde özellikle herşeyin seyircinin gözüne gözüne sokulması numarasına Cameron kaçmıyor. Sadece bir sis bombası ve bir ok sahnesinde size doğru, o da tam hedef siz olmadan geliyor. Oysa diğer 3D filmler ve animasyonlarda, herşey üzerime gelmişti. 

      Cameron, "3D'nin dozu" diye bir laf üretirsem, çok iyi ayarlayabildiğini bize gösteriyor.

      Aslında 3D film izlemek, öğrenilen bir şey, gerçek 3 boyutta, gözünüzü, istediğiniz yere odaklarken, 3D filmlerde, ancak kameranın odaklandığı yer nettir, derinlikte, sizin istediğiniz yere odaklanmak yoktur. bu tıpkı kısıtlı alan derinliğinde, bulanık fonu izlemeye çalışmaya benzer. O nedenle 3D filmler, asla 2,5D'nin ötesine geçemeyecektir. Hologram olmadıkları sürece!

      Performance capture teknolojisine gelince, bildiğimiz Motion Capture olayının level atlamış hali diyoruz. O nedenle CG karakterlerin hareketleri yapay değil, hareketleri değil, oyuncuların her mimik ve jestleri, performans olarak yakalanıyor. Bu konuda ne kadar ilerde olduğunu anlamak için, hala Avatar çağdaşı bir çok CG içeren filmin rezilliğine bakmak kafidir. Kaldı ki bu, Cameron'ın The Abyss ile başlayan Synthespian tecrübesinin Terminator 2 ile devam etmesi ve ipin ucunu buralara kadar, her zaman, "devrimci yönetmen", olarak tanımlanmasıyla da getirmesinin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. 

      Buradan Pandora'nın yapımına geçiyoruz. Pandora seti, dünyanın en büyük Greenbox'ı desek yeridir. Filmde kameraların büyük kısmını, hatta sanal kameraların hepsini kullanan kişi: James Cameron. Adam boş Greenbox'ın içinde elinde bir monitör ile yürüyor. Monitör sanki çıplak gözle görünmeyen ancak, kameranın yakaladığı Pandora'nın içerisindeymiş gibi ona görüntüler sunuyor, görüntüye yaklaşabiliyor, uzaklaşabiliyor, otların arasına girip, bir anda göğe yükselebiliyor... Olayın büyüklüğünün, farkında mısınız?

      Bu basit anlatımdan sonra, neden Avatar'ın bir devrim olduğu umarım açıktır. Spielberg kafayı yemişse, Ridley Scott 3D'yi ciddi ciddi düşünüyorsa, Lucas sonunda asıl devrimciyi gördüğünü anladıysa ve Soderberg  gibi adamlar küfredemeden tanımlayamıyorsa, "ne devrimi, bence devrim değil", demek, klavye başında ahkam kesmek, dünyanın en itici insanlarını yaratmaktadır, demedi demeyin. Sence değil, çünkü tıpkı The Prestige filminde numaraya kafası basmayan seyirciler gibi andaval olduğun içindir.

      Bu filmde islediklerinize "Photorealism", yani "fotogerçekçilik", adı veriliyor. Kim diyebilir ki, Pandora gerçek değildi?



       SENARYO

       James Cameron'a bir kitabın yeni baskısının önsözünde   bir teşekkür vardır. Kitap Screenplay, yazarı Syd Field'dir. Bu kitap var ya, o beğenmediğimiz Holywood klişelerinin temel taşıdır. Bir filmin tutmasını sağlayan, gişe başarısının sırlarını anlatan, senaryonun matematik işi olduğunu gösteren kitaptır.  Bu kitap, türkiye sinema okullçarında gösterilen içi geçmiş senaryo kitaplarından değildir. eğer ki kitabı okumuşsanız (23 -24 dilde baskısı vardır, Türkçesi yoktur), James Cameron filmlerini zaten sinopsisini okusanız dahi önceden kestirebilirsiniz.

         Yani, film klişelere boğuk tespitinde bulunan arkadaşlar, daha evvel onu da çeşitli yerlerde belirtmiş idim, filmi çeken adam blockbuster tanrısı Cameron, Avatar da öyle olacak! 

      Yine de, Cameron, karşıma ilk kez diğer filmlerine nazaran, görece (göreceli yazana da acayip küfrederim bu kelimeyi) zayıf bir senaryoya imza atmış Avatar'da. Ancak kendisinin de belirtmiş olduğu gibi, ( bu belirtme bilgisinin kaynağı Bilge'dir), Avatar bir geçiş filmidir.

       Teknik yönden bir devrim olan Avatar, senaryodaki bazı zayıflıklarına rağmen, Cameron'ın çıraklık eseri Terminator 2 filminden sonra "Kalfalık Eseri" halini bu kez aşırı görselliğiyle  alıyor ve ustalık eserinde tastamam bir filmin haberini veriyor. Umuyorum ki, o da bir anime manga uyarlaması olan, Battle Angel olacaktır.

      Gelelim senaryonun "nesi zayıf", noktasına. Aslında Cameron'ı kendisiyle kıyasladığımızda daha zayıf görünüyor, yoksa tastamam klasik Syd Field şablonuna uyan, yine örnek verilebilecek bir senaryoya sahip. 
       
       Cameron, karakterlerinin motivasyonu ve çatışmaları ilk kez filminin görselliğinin gerisine düşüyor. Öyle ki, Sigourney teyzem, Sam'in albayın maşası olduğunu öğrendiğinde, neredeyse tepki vermiyor bile. Bu tarz ufak detaylar filmi biraz aşağı çekiyor. 

       Filmi Amerika'nın bir yer altı zenginliğine kafayı takıp, ordaki halkı iplemeden araziyi dümdüz etmesi metaforu olarak okursak, ki ilk görünen odur, kurtarıcı yine Amerika'dan çıkıyor gibi bir subliminal mesaj görüyoruz, diyenlere de bir çift lafım olacak:
    
       Onu, Iron Man filminde yapıyorlar, burada değil.  Burada Jake Sully, karakter dönüşümünü sonuna kadar taşıyor ve bir Na'vi halini alıyor, insan bedeninden kurtuluyor. Jake Sully, aşktan ziyade, doğanın yekvücut yapısına duyduğu hayranlık ile kendi türüne karşı savaş açıyor. Zaten bir asker olmasından ötürü, ilkel yapısı gereği en yüce adamların savaşçılar arasından çıktığı bir toplumda da, ayrıca kutsal tohum mıknatısı da olarak, büyük bir kabul görüyor. ancak çok yüce bir görev yapmalı, orda Toruk olayı devreye giriyor. Zaten onu da ilk gördüğümüzde, Jake'in onu avlayacağını anlamamak namümkün.

       Karakterler, filmin sahip olduğu 3. boyuttan yoksun gözüküyor ilk etapta.  Çünkü, perdede veya kağıtta görmeye alışkın olduğumuz için öyle görünüyor. O kadar çok gözümüzün önünden geçtiler ki, artık bakma ihtiyacı bile hissetmeyip, "derinlikten yoksun", diyip geçebiliyoruz. Oysa bir canlı öldürdüğü için yas tutabilecek kadar doğaya saygılı karakterlerden, sert asker imajına kadar hemen her türde kişiyi barındırıyor. Yine Syd Field ve holywood ekolünden destek karakterler, düşmanlar, önce düşman sonra dost olanlar, vs vs vs. hepsi, olması gerektiği gibi, olması gereken yerde var.

      Ama o kadar çok görmeye alıştığımız karakter türleri ve motivasyonları iyi yedirilememiş karakterler ki, senaryoyu inceltiyorlar. Senaryonun tahmin edilebilirliğini ise, film dahiyane bir görsellikle bertaraf ediyor...


       GÖRSELLİK

      İşte Avatar'ın Gücü!

       James Cameron'ın Pandora tasarımında, sualtı canlılarından ve özellikle biyolüminesans adını verdiğimiz kimyasal özellikleri sayesinde biyolojik olarak ışık yayan canlılardan etkilendiği zaten kendi ifadesi. Ayrıca insanlığın görsel hafızasının da yardımıyla, canı isteyen herkes, Pandora tasarımında bir şeyler bulabilir. La Planete Sauvage animasyonundan bile izler keşfetmek olası. Ancak o kadar çeşitli bir dünya yaratılmış ki, sadece tek bir tür üzerine gidilmemiş, ciddi manada bir coğrafya, fauna ve flora yaratılmış durumda. Manyetik kuvvetle uçan dağlardan tutun, 6 kollu maymunumsu sürüngen görünümlü yaratıklar, hareket eden bitkiler, sürekli ormanda uçuşan böcekler, ve filmin başında da belirtildiği gibi, çıkış noktası Dünya'daki Amazon Ormanları olan Pandora'nın ormanları. Hallelujah adını verdikleri (insanların) dağlar ise, özellikle Japon mangalarında sıklıkla karşımıza çıkan öğeler. Cameron'ın onları sevmediğini söyleyemeyiz (Battle Angel Alita).

      Cameron bu kez sazı eline, ne bir bilim kurgu hikayesi, ne bir aşk hikayesi anlatmak için almış. Cameron, hep dinlediğimiz masalları artık, görmek, duymak ve 3. boyutta içine girmek için kullanmış.

     Sinemada görsellik herşey değildir, evet ama, görsellik aynı zamanda çok şeydir de. Cameron'ın bu yaptığı, kendi ekipmanlarını geliştirmeye zaman ayırarak, sanatsal bir yaratımda (filmin görselliği), tekniğin ne denli önemli olduğunu göstermesidir. 

       Sinema sadece felsefe ve alt metin okumaları da değildir. Bu nedenle, kendini gerçek sinema izleyicisi görüp, bir blockbuster mucizesini, sırf ticari kaygı da güttüğü için eleştiren biri, dönüp kendine baktığında, o açıdan eleştirse, intihar edecek duruma gelir. Avatar aynı zamanda, sinemanın sanatsal yönünün en kolay anlaşılabilir olan kısmını, görselliğini, yeniden tanımlıyor.



       PANDORA HAYATI

      Aldığım eğitim, her ne kadar moleküler düzeyde canlıları incelemek olsa da, makro düzeyde de akademik eğitime sahibim. Bu da Pandora Gezegeni'nin hayatını daha rahat değerlendirme imkanı veriyor. Bütün canlılar, kimyasal bir sinir sistemi ile birbirine bağlanmış durumda. Ayrıca bu sinir sistemi, aynı zamanda biyolüminesans özelliği de gösteriyor. Hatta Na'viler, saçları ile diğer canlılara bağlanıyor. Mümkün müdür? Neden olmasın?

       Bu da Dünyadaki, Kızılderili veya Aborjin kültürlerinde sıklıkla yer alan, ancak gerçekliği çok tartışılır olan ve bana göre gerçekle akrabalığı dahi olmayan mistik öğelerin, Pandora'da bilimsel bir temele dayandırılarak gerçekleşebilmesini sağlıyor. Cameron, mistisizmi bile bir temele oturtuyor ki, bu da az evvel zayıf dediğim senaryonun oturduğu kaidenin ne kadar kuvvetli olduğuna bir işaret yolluyor. 

      Pandora canlıları, daha evvel, sinemada bilimin kullanımı hakkında bir yerde yazdığım yazıdaki bahsettiğim, Galileo'nun Discorsi yapıtından beri bilinen, ağırlık, kütle, boyut ve hacim olayına göre, Pandora'nın daha zayıf yerçekimi nedeniyle iri lakin narin bir yapıda gelişme şansını elde ediyor. Üstelik baştaki avatarı zayıf olan Jake Sully'nin Neytiri ile yaptığı eğitimler sonucu, kas kütlesinde oluşan artış da gözden kaçmamalı, Cameron, ayrıntıda gizlidir!

       Ayrıca Ikranlara bağlanmaları, bir adet seçtikten sonra hep onunla bir olmaları gibi öğeler, kabile kültüründen beklenebilecek davranışlar olarak göze çarpıyor. Kaldı ki, Pandora Hayatı'nın özü: Bir olmak olarak çiziliyor. 

      Yaratık tasarımları, nelerden etkilenildiği, tüm tasarımcıların röportajları ile beraber, nette yeterince mevcut durumda. Yazıyı fazla şişirmemek adına burada bu kısmı noktalıyorum.



      Uzay yolculuğu, içinde yerçekimi olmayan bir gemi ile, 4,5 ışık yılı uzakta olan Alfa Centauri A'ya 5,5 yılda yapılıyor. Çok hızlı, ama ışık hızı yok, hiperuzay yok, warp speed yok, worm holes yok! Sadece çok hızlı gemiler var! Cameron'ın aslen bir fizikçi olduğunuu, NASA bilimadamlarına da danıştığını, hatta NASA 2009 Mars Projesi'nde yer aldığını belirtmeme gerek var mı?

      Birçok yapıtta yer alan, hatta günlük hayatta da kullandığımız Doğa Ana, bu filmde, gezegeni saran dev bir beyin gibi davranıyor, yani yaşayan bir bilinç olarak bir doğa var. Cameron bunu Dr. Grace'in ağzından da söylüyor. bu da demin değindiğim gibi, mistik öğeleri dahi bilimin biyolüminesans ışığında açıklıyor ki, James Cameron fantastik görünen bu filmi bile, fantastik öğelerin elinden kurtarıp sağlam dayanaklara bağlıyor. Bilimsel açıdan geçerliliği tartışılır olsa da, ne midichlorianlar var, ne ruhlar alemi var, ne yüzük gücü var, ne de başka şey. Onların temeli sorgulanmaz, çünkü "fantastik", der geçersin. Cameron bu basit numaraya yatmıyor, doğruluğu sorgulanabilir olsa da, bu sorgulanmayı göze alarak, Pandora'yı, bir zemine oturtuyor. Cameron 3D kullanımında ucuz numaralara kalkmadığı gibi, bu noktalarda da kalkmıyor. 
 
      PANDORA RÜYASINDAN UYANIŞ

      Cameron, yine izleyiciyi, Titanic filmindeki gibi, filmdeki gemiye de yaptığı gibi, ortadan ikiye bölüyor. Ancak bu kez, elinde öyle bir görsellik var ki, herkes başını öne eğmek zorunda kalıyor. Durdurulamaz bir güç gösterisi yapıyor. Endüstriye şekil verecek, evet verecek, ancak meyvelerini daha yakın zamanda göremeyeceğiz gibi duruyor. T2'den sonra, 5 - 10 yıl beklemek gerekti bazı yapımlar için.

      Üstelik Cameron, eski filmlerine de Avatar ile yer yer göndermeler yapıyor ki, bunları keşfetme zevkini, "tespit yaptım bak", diye göstermek yerine, hep izleyenlere bırakma eğilimim vardır.

      James Cameron, beklediğimin altında veya üstünde bir şeyle gelmedi Avatar ile, beklediğimden farklı bir eksende geldi. O nedenle beklentilerimi karşılama hususunda ağzımdan tek bir kelime dahi çıkamıyor. Kim gördüğü bir rüya için bilinçaltına beklentilerimi karşılamayan/karşılayan vs. bir rüyaydı, diyebilir ki?

       Avatar daha yolun başıdır, James Cameron eğer ki çekerse, Battle Angel ile, yeniden tarih yazacaktır, yeni bir Terminator fenomeni oluşturacaktır. Bundan zerre kadar şüphe duymuyorum artık...

      Şimdilik bu kadar, daha Avatar üzerine yazacak o kadar çok şey var ki...


Hörmetlerimle...

Sir IV. Astur "Lengeli Fötür" Quemandele


        

Avatar!

        Ha uşaklar bugün 21:30 da ilk seansa gidiyorum, ne yazık ki dublajlı, orjinal de, cumartesi ye aldım. sonra didik didik edecem burda, acımammmmm!


      Bir yere varmak için kaç adımın kaldığını net olarak kestirebilsem, buna kalan gün sayısını saymak kadar heyecanlandırmaz, hatta umrumda da olmazdı.

      Bekle beni 18 Aralık Cuma günü ilk seans!

      Ardından bekle beni IMAX 3D...

Hörmetlerimle,

Lengeli Fötür...




     Trailerlardan dinlediklerimizin yanında, Aralık 15'te Atlantic Records tarafından satışa da sunulacak Avatar müzikleri listesi açıklandı azizim. James Horner ve Simon Franglen (My Heart Will Go On)  imzası var. Leona Lewis adlı Grammy adaylığı bulunan teyzemiz ise, kapanış şarkısı olan I See You isimli parçayı seslendirmiş...
Sağ cenahta numuneleri vardır.
Liste de şuymuş: 

1. “You Don’t Dream in Cryo…”
2. Jake Enters His Avatar World
3. Pure Spirits of the Forest
4. The Bioluminescence of the Night
5. Becoming One of “The People”
Becoming One With Neytiri
6. Climbing Up – “Iknimaya – The Path to Heaven”
7. Jake’s First Flight
8. Scorched Earth
9. Quaritch
10. The Destruction of “Hometree”
11. Shutting Down Grace’s Lab
12. Gathering All the Na’vi Clans for Battle
13. War
14. I See You (Theme from “Avatar”)

      Hemen her gün bir video çıkıyor da, bu ilgimi çekenlerden:

      Şimdi sana duyduğum samimiyetten Kamuran diyorum ama, kardeşim fragmandan tüm filmi seyrettirme niyetindesin galiba. Az çok Kamuran'ı tanıyan biri tüm hikayeyi bu fragmanlardan görüp anlatabilir. 

    Hadi ben anlatayım, diyeceğim de, yok anlatmayım, gidin izleyin, asabımı da bozmayın!

     Zaten "Vizyon videosunda fragmanlarda olmayan görüntüler var", dedik, ertesi gün onlardan fragman yayınladı şu meşhur "officialavatar" zatı!

Canımı sıkıyorsun Kamuran.

Hörmetlerimle

Lengeli Fötür.


     Erkenden başlamak istedim, bu da artık, yılı aşan bir süre boyunca takipteyim demek oluyor. Avatar, bilimsel açıdan saçma olan, ancak Armageddon filmindeki gibi, asıl meteor olarak kendisi gelmeden önce, Gamer, Public Enemies, Final Destination 4 hatta DD üzerinden The Curious Case of Benjamin Butt. filmi ile öncül ufak meteorlarını göndermeye başladı.

Bu filmlerden ve Avatar ekibinin yeni projelerinden de anladığımız gibi, Avatar bir tarihi "failure" olmayacak... Yani endüstriyi kolları arasında saracak, öpecek. 

IMDB'de James Cameron adı altında görünün Battle Angel. 2011 yılı hedef. Battle Angel Alita isimli bir mangadan yola çıkan Cameron, zannımca Avatar'dan daha iyi bir film ile önümüze gelecektir.

Battle Angel, neden böyle düşündüğüm vs. ilerde blogumun parçaları haline gelecektir efendim.

Hörmetlerimle...

Lengeli Fötür.



James Cameron's Avatar -1

      Zamanında yazılar yazdığım sinema sitesinde, aylarca bu film üzerine haberleri, ilk duyurulan şeyleri, röportajları ve çevirilerini bizzat yaparak videolar vs. yayınlamıştım. 

Bana bağlı olmayan nedenler yüzünden ilgilenememiş, neticesinde ise sinirlerimi zorlayan davranışlarla karşılaşmış, yine de tepki vermeden sessiz sedasız, "bırakıyorum", dahi demeden ayrılmıştım. Herneyse, beni sinema yazarı yaptıklarını, ancak sonradan ihanet ettiğimi söylemeyi yeğleyebilirler, zira başkaları için bu lafı duymuştum. "Her ne haltsa", diyor, fötürümüzü başımıza geçiriyoruz...

Burada ilk etapta, oradakinin muhtemelen % 2-3'ü, kadar bir okuyucum olacak. İnternetten de ayrı kalmayı yeğlediğim iki ay sonunda hayli gelişmeler oldu Avatar hakkında. Trailer'ı gösterildiğinde bile ortada yoktum.

Şimdi buraya bir video ile giriş yapalım. Bu video, www.avatarmovie.com sitesinde de bulunan bir videodur.


Avatar ve James Cameron Vizyonu hakkında videomuz (kotalı dostlarım için uyarı, video HD'dir):

     Peki neler var videoda, İngilizce diline hakim olmayanlar için, kısaca özetlersek, James Cameron'ın vizyonu üzerine olan video, Pandora ile beraber inanılmaz bir evren kurgulanışı, Cameron'ın işinin en  iyileri ile çalışmaktan duyduğu memnuniyeti, Teknik yorumlar, oyunculardan yapımcılara herkesin Holywood Endüstrisi'nde bir devrim yapacak filme ve Cameron'a duydukları hayranlık ile, daha evvelki Trailerlarda bulunmayan bazı görüntüleri içermekte. Hatta Planet Pandora değil, Planet Jim (James) denmesi işi özetliyor. Kıskandım ordakileri ben oturduğum yerden şimdi...


Israrla isteyiniz: James Baba, büyüksün!!!

Önceki Kayıtlar Ana Sayfa